• Paylaş

    KATEGORİ : ÇEVRE-KENT

    Eklenme tarihi : 2018-04-07
  • Akkuyu Nükleer Santrali, 31 yıl önce 26 Nisan’da yaşanan Çernobil Faciası’nı akıllara getirdi

    Yusuf Gürcusu

     

    Erdoğan ve Putin’in 3 Nisan’da açılışını yaptığı Akkuyu Nükleer Santrali, 31 yıl önce 26 Nisan’da yaşanan Çernobil Faciası’nı akıllara getirdi. Çernobil’in etkisi Karadeniz’de hala sürerken, Akkuyu’nun açılmasıyla birlikte Akdeniz’in şimdiden “ölü bir deniz” olacağını öngörmek mümkün.

     

    Mersin'in Gülnar ilçesine bağlı Büyükeceli Mahallesi’nde inşa edilecek Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) projesinin temeli, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından 3 Nisan’da atıldı. Erdoğan ve Putin, Akkuyu’nun açılışını Beştepe’de bulunan Saray’da yaptıkları konuşmaların ardından attı. 

     

    Temelleri atılan Akkuyu, akıllara Ukrayna Pripyat şehrinin 14.5 km. kuzeybatısında bulunan Çernobil şehrinde konuşlu olan Çernobil Nükleer Santrali'nde 26 Nisan 1986’da yaşanan Çernobil Faciası’nı getirdi. Üzerinden 31 yıl geçse de halen facianın yaşandığı bölgede insanlar yaşayamıyor. 

     

    TÜRKİYE’YE DE YANSIDI

    Santralin çevresi ile sınırlı kalmayan radyoaktif kirlik, Türkiye’de özellikle Karadeniz Bölgesi’ne kadar ulaşmıştı. Halen süren etkisi nedeniyle Karadeniz’de kanser hastalığı, bölgenin adeta kaderi haline geldi. Bu gerçek orta yerde durmasına rağmen, Nobel ödülü sahibi bilim insanı Aziz Sancar ve diğerlerinin TV’lerde nükleere güzellemeler yapan reklam filmlerde oynaması, bilimin sermayenin hizmetine nasıl koşulduğunun çarpıcı bir örneğini teşkil ediyor. 

     

    AMAÇ ENERJİ ÜRETMEK Mİ? 

    Rusya'daki Yakın Doğu ve Orta Asya Araştırmaları Merkezi'nin direktörü olan Semyon Bagdasarov, bir gazeteye verdiği röportajda Türkiye'nin gelecek 10, en fazla 20 yıl içinde nükleer silah sahibi olabileceğini ifade etti. Elindeki balistik füzeleri Sinop'ta deneyen Türkiye için bir sonraki aşamanın bu füzelere nükleer başlık takmak olacağını söyleyen Bagdasarov’a göre, yine Türkiye’nin 50 bin Megawatt (MW) gücünde enerji üretmesi halinde ihtiyacı karşılanacak.

     

    Putin ise, açılışta yaptığı konuşmada 2023 yılında Türkiye’nin enerji ihtiyacının yüzde 10’u bu santral eliyle sağlanacağını vurguladı. 2023 hedeflerinde üretim gücü 120 bin MW olarak belirlendi. Türkiye’de bugün enerji üretim kapasitesi ise 83 bin MW’yi aşmış durumda.

     

    4 bin 800 MW güç üreteceği belirtilen Akkuyu Nükleer Santrali’nin tam kapasite çalışması halinde bile enerji üretimine yüzde 5 katkı yapacağı görülmesine, bu oranın 2023’te yüzde 3’e düşeceği belli olmasına rağmen, yüzde 10 vurgusu yapılması santralin gerekliliğini ispatlama çabasının bir sonucu.

     

    120 bin MW enerji üretim hedefinin temel dürtüsü ise, üretilen enerjinin sermaye eliyle ihraç edilmesi. Mısır ve İsrail üzerinden G. Kıbrıs’a oradan Yunanistan’a ulaşacak olan su altı enerji nakil hattı kurulma adımları Avrupa tarafından atılırken, enerji üretim fazlası olmasına ve Avrupa ile nakil hatlarının entegre edilmesine karşın Avrupa enerji alımı için Türkiye’yi tercih etmiyor. Peki, bu üretim kapasitesine ulaşan Türkiye, niçin nükleer santraller kurmak için çabalıyor? sorununun yanıtı çok önemli.

     

    TOROS DAĞLARINA NÜKLEER ATIK!

    AKP, bazı sermaye çevrelerine enerji üretim hedefi doğrultusunda inanılmaz teşvikler verirken, nükleer enerjiyi de “enerji çeşitliliği” adı altında bu sürecin içine yedirmiş oldu. 2010 yılında dönemin Brezilya Devlet Başkanı olan Lula da Silva ile dönemin Türkiye Başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan birlikte İran’a gitmişlerdi. Özellikle ABD’nin başını çektiği bazı ülkeler tarafından İran’ın nükleer silah amacıyla uranyum zenginleştirmesi yaptığı yönünde sürdürdüğü baskılar sonucu Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu sorunu çözmek adına, Erdoğan ve Lula’nın arabulucu olarak İran’da görüşmeler yapmasını sağlamıştı. 

     

    O dönem Uluslararası Atom Enerjisi Başkanı olan Mısırlı Muhammed El Baradey’in önerisinin pratik adımları İran’da atılırken Baradey’in, “İran elindeki uranyumu Türkiye’ye göndersin, Türkiye bu uranyumu Rusya’ya göndersin ve dünya rahat etsin” sözleri, İran’da o gün yapılan anlaşmayla hayat buldu. Uranyumun depolanacağı alan olarak ilk önce İstanbul Küçükçekmece’deki Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi belirlenmişti. Ancak Erdoğan, Lula ile gittiği İran’da yapılan görüşmeler sırasında Tv’ler bir alt yazı haberi geçmişti. Bu haberde Erdoğan’ın emriyle Toros Dağları’nda uranyumun depolanacağı alan bakıldığı bilgisi yer almıştı.

     

    AKKUYU NÜKLEER SANTRALİ CENGİZ Mİ YAPACAK? 

    Tüm bu gelişmeler sonrası Akkuyu Nükleer Santrali gündeme geldi ve kapalı kapılar ardında yapılan anlaşma ile Rusya’nın Akkuyu’da Nükleer Santral yapacağı duyuruldu. O günden bu yana bir adım ileri, bir adım geri ilerleyen süreçte santral için en sonunda temel atma töreni gerçekleşti. Rusya’nın sahibi olduğu nükleer santral için halen bir ortak ise bulunabilmiş değil. 

     

    Cengiz Holding’i devlet desteği ile santrale ortak etmeye çabalayan iktidarın bu çabası sonuç verecek mi henüz belli değil, ancak santral inşaatını Cengiz Holding’in yapacağı şimdiden belli. Adeta devlet şirketi haline gelen holdingin havuz şirketlerin başında yer alıyor olması ise, Rusya ile yapılan gizli anlaşmanın içeriğinin daha da merak edilmesine yol açıyor.

     

    TÜRKİYE NÜKLEER ÇÖPLÜK OLACAK 

     

    TBMM gündeminde olan “torba tasarı”da yer alan “Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü’nün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nda nükleer çöplük için ormanların seçildiği anlaşılıyor. Tasarıda, “Devlet ormanlarında arkeolojik kazı ve restorasyon yapılmasına ve bu alanların kullanımına, tarihi eserlerin restorasyonu ve korunması için gerekli tesislere, işletilmesinde ağaç kullanılan ocakların açılmasına, yeraltında depolama alanı kurulması” bedeli karşılığında 29 yıllığına izin verilebileceği yer alıyor.

     

    Sadece Akkuyu’da her yıl yaklaşık 120 ton yüksek seviyeli radyoaktif atıklar oluşacak. Bu atıkların bir kısmı yeni yakıt çubukları ile nükleer bomba imali amacıyla Rusya tarafından alınacak, kalan ve bir işe yaramayacak olan atık ise bölgede bırakılacak. Türkiye’nin son dönem ortaya koyduğu dış politikalarına temel oluşturan savaş politikaları üzerinden ortaya çıkarılmaya çalışılan milliyetçi hezeyanı arkasına alıp, nükleer silah üretmeyi hedeflediği kara propagandası yapılacak. Ancak bu olasılık bir masaldan ibaret olduğu BM tarafından belirlenen uranyum zenginleştirmesinin Türkiye’de gerçekleştirilme olasılığı sıfır olduğu bilinirken, Türkiye bu kara propagandalar eşliğinde nükleer çöplük halini alacak. 

     

    Üretmeden büyümek isteyen rantsal anlayışın en kolay para kazanma yolu olarak belirlediği çöpçülükle Türkiye’nin yaşanmaz bir hale gelmesi, ne sermaye kesimlerini ne de iktidarı yakından ilgilendirmediğini mevcut uygulamalardan anlamak mümkün. 

     

    ÖLÜ DENİZ AKDENİZ! 

    Akdeniz sularının son yıllarda hızla ısındığı ve deniz içi yaşamın değişime uğrayıp, tropikal canlıların ortaya çıkmış olması ciddi bir ekolojik sorunun işareti. Henüz santral ortada yok iken bile yaşanan bu durum, küresel ısınmanın bir sonucu. Santralin kurulması ile birlikte deniz suyunun 2 derece daha ısınacağı gerçeği, ekosistemi tamamen değişime uğrayacak olan Akdeniz’in “ölü deniz” haline dönüşeceğinin kanıtı. 

     

    Yine Kıbrıs açıklarında başlayan ve ciddi gerginlikleri beraberinde getiren gaz ve petrol sondajları da idam sehpasına çıkarılan Akdeniz’in boynuna geçirilen bir başka ip.

     

    FELAKETİN BOYUTU ORTADA

    Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Samsun Şube Başkanı Mehmet Özdağ, yaptığı bir açıklamada sarf ettiği “TÜİK verilerine göre 2017'de İstanbul'un günlük içme suyu miktarı 3 milyon metreküp. Bütün Türkiye'nin günlük içme suyu miktarı yaklaşık 16 milyon metreküp. Bu santralin dört ünitesinin Karadeniz'de cansızlaştıracağı, öldüreceği su miktarı günde 28 milyon metreküp. Bu soğutma suyunun sıcaklığının raporda denildiği gibi yapılırsa, 1 ila 5 derece arasında fark ettirilerek Karadeniz'e salınması, buradaki doğal yaşamı tümden değiştirecek. Kullanılmış yakıtlardan ve bu yakıtın soğutulması sonucu santralden salınacak sıvı atıklardaki radyoaktivite bulaşmış suyun tekrar Karadeniz'e salınacağı açık bir şekilde ifade ediliyor" sözleri, yaşanacak felaketin boyutunu net biçimde gösteriyor.

     

    AKKUYU VE SİNOP’TA TERMİK KİRLİLİK!

    Santrallerin çalıştığı süre içinde çevresini radyoaktive ile kirleteceğini ise dünyanın birçok yerindeki örneklerinden anlamak mümkün. Bunun dışında Çernobil ve Fukuşima’da yaşanmış olan benzer bir nükleer sızıntı sonucu karşılaşılacak felaketleri hepimiz biliyoruz. Ancak sorun sadece patlama sorunu değil elbette. Ortaya çıkacak olan atıkların ne yapılacağı sorusuna ilişkin de henüz verilmiş bir yanıt yok. Ancak görüldüğü üzere Toros dağları ya da Karadeniz Dağları’nın adres olacağını belirtmek zor değil. AKP hükümetinin bu adımları atmaktan imtina edeceğini gösteren herhangi bir yaklaşımla karşılaşılmaması da bunun kanıtı.

     

    Deniz ekosistemlerinde soğuk su ortamı, sıcak su ortamına göre en uygun olanıdır. Çünkü soğuk su, sıcak suya göre çok daha fazla oksijen içerir. Sıcaklık değişimi çok az olan sularda yaşayan bazı organizmaların, çok az sıcaklık değişiminde, enzim sistemlerinin etkilendiği ve aniden öldükleri bilinir. Bu durum sadece deniz ekosistemleri için geçerli değil elbette. Kazakistan’da bir gün içinde 200 bini aşkın antilobun ölmesi, sıcaklık değişimleri sonucu yaşandı. Denizlerde ise bu durum daha da hassas boyutlarda yaşanmakta. 

     

    Denizlerdeki tüm bitki ve hayvan türleri belirli sıcaklık aralığında yaşar. Bu sıcaklık değiştiğinde balıklar eğer bulabilirlerse soğuk bölgelere göç edebilirken, köklü bitkiler ve kabuklular oradan ayrılamaz ve soykırım başlar. Buna karşın bazı mikro ve makro alg (yosun) türleri sıcaklık artışına paralel anormal çoğalır ve denizlerde zaman zaman kirlilik nedeniyle ortaya çıkan ötrofikasyon (yeşillenme) olayı görülür. 

     

    Karadeniz’in bazı sıcak noktalarında aşırı yapay gübre ve pestisit (böcek öldürücü) kullanımı sonucu ötrofikasyonlar oluşmakta olduğu bilinmekte. Tüm bu olgular dolayısıyla Akdeniz’le başlayacağı belli olan ölü deniz nitelemesi, Karadeniz için de kullanılmaya başlanacak. 

     

    KAMUNUN JERSEY’DE NE İŞİ VAR? 

    Akkuyu ve Sinop’ta inşa edilmek istenen nükleer santraller, Elektrik Üretim A.Ş (EUAŞ) üzerinden yapılacak. Anlaşma dosyalarında EUAŞ’ın adresinin “Jersey Kanal Adaları Türkiye Merkez Şubesi” olarak gösterilmesinin de vergi kaçırmak amaçlı olduğu belirtiliyor. Devlet ve özel şirketlerden vergi alınmamasını temel politika olarak belirleyen AKP’nin tek vergi topladığı kesim emekçi halklar ve küçük esnaf olduğu biliniyor. Ancak bir kamu şirketinin merkezinin Jersey Aadaları’nda ne işi var bunu anlamak mümkün değil. Türkiye’de ilk ciddi nükleer santral adımı Mesut Yılmaz hükümetleri döneminde atıldı. 

     

    Sonrasında ise, Ecevit’in karşı tutum alması sonucu askıya alınan nükleer santral için o dönem ciddi rüşvetler dağıtıldığı basın organlarında çokça işlendi. Bugün Rusya ile gizli anlaşmalar yoluyla ilerleyen Akkuyu nükleer santral süreci de akıllara bunu getiriyor. 

     

    Mezopotamya Ajansı